KARDİYOPULMONER REHABİLİTASYONDA YOGANIN YERİ

KARDİYOPULMONER REHABİLİTASYONDA YOGANIN YERİ

Paylaş:

Prof. Dr. Betül TAŞPINAR, İzmir Demokrasi Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü İzmir, Türkiye.

 

Kardiyopulmoner rehabilitasyon (KPR), kardiyak ve solunumsal hastalıklara sahip bireylerde egzersiz kapasitesini artırmayı, semptomları azaltmayı ve yaşam kalitesini iyileştirmeyi hedefleyen multidisipliner bir yaklaşımdır. Tamamlayıcı yaklaşımlara artan ilgi ile yoga, fizyolojik ve psikolojik etkileri nedeniyle KPR programlarında potansiyel bir destekleyici olarak öne çıkmaktadır.

Yoga, Hindistan'da manevi uygulamanın bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Yoga, egzersizi nefes teknikleriyle birleştiren ve kardiyovasküler zindeliğin artmasıyla sonuçlanan bir yaşam tarzı müdahalesi olarak nitelendirilir. Bir zihin-beden egzersizi olan yoga, her düzeydeki fiziksel aktiviteye sahip bireyler için uygun olan düşük yoğunluklu yavaş hareketlerden oluşmaktadır. Yoga; vücut duruşları (Asana), nefes teknikleri (Pranayama) ve meditasyon/gevşeme (Dhyana) bileşenlerinin birleşimiyle, vücudun homeostatik dengesini yeniden sağlamayı hedefleyen kapsamlı bir zihin-beden disiplinidir. Hatha ve Iyengar gibi yaklaşımlar kardiyopulmoner hastalıklarla ilgili çalışmalarda daha sık kullanılmaktadır.

Yoganın temel fizyolojik etkisi, kronik stresle ilişkilendirilen sempatik sinir sistemi'nin (SNS) aktivitesini azaltmak ve "dinlen ve sindir" durumundan sorumlu olan parasempatik sinir sistemi'nin (PSNS) aktivitesini artırmaktır. Pranayama teknikleri, yavaş ve kontrollü nefes alımı yoluyla vagus sinirini uyarır. Bu vagal uyarım ile kalp atım hızı değişkenliğinde (HRV) artışa yol açar; yüksek HRV, sağlıklı bir otonom sinir sistemi (OSS) aktivitesini ve PSNS hakimiyetinin göstergesidir. Nörotransmitter düzeyinde, düzenli yoga ve meditasyon pratiği anksiyeteyi azaltan temel inhibitör nörotransmitter olan Gama-aminobütirik asit (GABA) düzeylerini artırır. Yoga, nörohumoral aktivasyon yoluyla strese karşı fizyolojik yanıtı düzenler. Sempato-vagal stres yanıtını en iyi şekilde dengeler. Aynı zamanda psikosomatik uyumu geliştirir, gevşemeyi sağlar ve stresi azaltır. Sonuç olarak duygusal denge oluşur, somatizasyon semptomları hafifler ve sistolik ve diyastolik kan basıncı düşer. Bütün bunlarla birlikte gevşemeyi sağlar ve arter tonusunu ve periferik direnci azaltır. Yoga gibi yapılandırılmış müdahaleler de dahil olmak üzere düzenli egzersizin solunum kas kuvvetini artırdığı, akciğer fonksiyonlarını iyileştirdiği ve inflamatuar yanıtları düzenlediği, böylece pulmoner komplikasyon riskini azalttığı gösterilmiştir.

Yoga, solunum düzenleme teknikleri ile ventilasyon–perfüzyon uyumunu artırır ve alveoler ventilasyonu destekler. Diyafragmatik solunum inspiratuar kas dayanıklılığını artırırken postüral düzenlemeler solunum mekaniğini optimize eder. Otonom sinir sistemi üzerindeki düzenleyici etkiler stres fizyolojisini azaltarak kardiyovasküler yükü hafifletir. Nefes kontrolünü içeren bir yoga biçimi olan pranayama'nın limbik sistemi, hipotalamus-medüller ekseni ve medüller kardiyovasküler merkezleri etkileyerek kardiyovasküler kapasiteyi etkilediği bilinmektedir. Yoganın ayrıca katekolamin seviyelerini düşürerek, nitrik oksit biyoyararlanımını artırarak ve vagal tonusu azaltarak nöro-kardiyak sisteme fayda sağladığı gösterilmiştir. Torasik ve spinal hareketleri içeren yoga asanaları, toraks ve kostaların kostovertebral eklemlerini doğal olarak harekete geçirir. Bu hareketler, zamanla torakal mobilitenin korunmasına yardımcı olur.

Yoga nefesinin dikey yapısı ek faydalar sağlar. Dikey nefes alma, her iki akciğerdeki alveollerin eşit şekilde açılmasını sağlar. Tüm alveoller eşit şekilde genişlediğinde, alveolar membranın önemli bir kısmı gaz değişimi için kullanılabilir hale gelir. Optimum gaz değişimi, geniş bir yüzey alanına erişildiğinde gerçekleşir. Normalde, akciğer kapasitesinin yalnızca küçük bir kısmı kullanılır ve bu da yetersiz oksijen teminine ve metabolizma süreçlerinin bozulmasına yol açar. Pranayama gibi kontrollü solunum aktiviteleri solunumu derinleştirir, akciğerleri normal sınırlarının ötesine genişletir ve daha önce kollabe olmuş alveolleri yeniden harekete geçirir. Düzenli yoga pratiğiyle solunum kaslarının dayanıklılığı artar.

Farklı hastalık gruplarındaki etkilerine bakıldığında; yoga uygulamalarının kardiyak hastalarda sistolik/diyastolik kan basıncını azalttığı, kalp hızı değişkenliğini artırdığı ve yaşam kalitesini iyileştirdiği gösterilmiştir. Stabil koroner arter hastalarında yoga temelli programlar egzersiz toleransı ve anksiyete düzeylerinde anlamlı iyileşmeler sağlamıştır. Kalp yetmezliği hastalarında yoga uygulamalarının 6 dakika yürüme testi (6DYT) performansını, pik VO2'yi ve inflamatuvar belirteçleri olumlu etkilediği rapor edilmiştir.

KOAH hastalarında pranayama teknikleri solunum kontrolünü güçlendirmekte; dispne şiddeti, FEV1 ve 6DYT gibi parametrelerde iyileşmeler sağlamaktadır. Yoga ayrıca KOAH'ta yaygın olan anksiyete–dispne döngüsünü azaltarak semptom yönetimini kolaylaştırmaktadır. Astım hastalarında yapılan çalışmalarda yoga uygulamalarının semptom kontrolünü artırdığı, solunum fonksiyonlarını iyileştirdiği ve yaşam kalitesini yükselttiği gösterilmiştir.

Uygulamada standart bir prosedür olmasa da yoganın haftada 2–3 kez 20–40 dakikalık seanslar şeklinde KPR programına entegre edilebileceği bildirilmiştir. Pranayama (diyaframatik solunum, Nadi Shodhana), hafif asanalar ve meditasyon teknikleri stabil hastalarda güvenle uygulanabilir. Ancak instabil kardiyak durum, akut pulmoner dekompansasyon ve ileri dispne durumlarında yoga dikkatle planlanmalıdır. Bu nedenle hasta seçimi ve hastaya uygun uygulama prosedürü de çok önemlidir.

Sonuç olarak çalışmalar, yoganın basit bir fiziksel aktivite olmanın ötesinde, fizyoterapi ve rehabilitasyon bilimleri açısından kapsamlı, fizyolojik olarak modüle edilebilir bir zihin-beden müdahalesi olduğunu göstermektedir. Elde edilen bulgular, yoganın kronik hastalıkların fizyopatolojisinde merkezi rol oynayan OSS üzerindeki dengeleyici etkisi, HPA eksenini modüle etme yeteneği ve GABA düzeylerini artırma potansiyeli sayesinde sadece fizyolojik açıdan değil, aynı zamanda psikolojik açıdan da iyileşmeler sağladığını doğrulamaktadır. Yoga, özellikle Pranayama yoluyla solunum kası dayanıklılığını ve akciğer fonksiyonlarını iyileştirirken, asanalar aracılığıyla da torakal mobiliteyi koruyarak kardiyopulmoner sistemi desteklemektedir. Yüksek maliyetli ve erişimi zor geleneksel rehabilitasyon programlarına karşı, düşük maliyetli, düşük riskli ve yüksek hasta uyumu sağlayan Tele-Yoga Terapisi gibi yöntemlerle de sunulabilen yoga, kardiyopulmoner rehabilitasyon programlarının ayrılmaz ve değerli bir yardımcı tedavi bileşeni olarak kabul edilebilir. Daha güçlü metodolojik tasarımlara sahip çalışmalara ihtiyaç olmakla birlikte yoga, uygun hasta seçiminde güvenli ve etkili bir tamamlayıcı müdahale olarak değerlendirilebilir.

İlgili Blog Yazıları