KARACİĞER TRANSPLANTASYONUNDA REHABİLİTASYON UYGULAMALARI
Dr. Öğr. Üyesi Bilge TAŞKIN GÜREL
Lokman Hekim Üniversitesi,
Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü
Kardiyopulmoner Fizyoterapi ve
Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı
E-posta: bilge.taskin@lokmanhekim.edu.tr
Karaciğer
transplantasyonu, son evre karaciğer hastalıklarında ve akut karaciğer
yetmezliğinde yaşam kurtarıcı bir cerrahi yöntemdir. Gerek kadavradan gerekse
canlı donörden alınan karaciğer dokusunun alıcıya nakledilmesi ile
gerçekleştirilir ve günümüzde karaciğer yetmezliğinde birincil tedavi seçeneği
olarak kabul edilmektedir. Transplantasyon endikasyonları arasında viral
hepatitler (hepatit B, hepatit C vb.), alkolik karaciğer hastalığı, otoimmün
hepatit, kolestatik karaciğer hastalıkları, maligniteler, konjenital metabolik
hastalıklar ve alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığı yer almaktadır.
Karaciğer
transplantasyonu adayı olan bireylerde fizyolojik bozukluklar yalnızca hepatik
sistemle sınırlı değildir; kas-iskelet, solunum ve kardiyovasküler yapılar da
önemli ölçüde etkilenir. Bu çoklu sistem tutulumu, nakil öncesi fonksiyonel
kısıtlılıkların yanı sıra postoperatif komplikasyonların gelişiminde de
belirleyici rol oynar.
Son
evre karaciğer hastalıklarında ilerleyen fibrozis ve siroz, hepatosit
fonksiyonlarını bozarak portal hipertansiyon, malnütrisyon, kas kaybı,
solunumsal komplikasyonlar ve azalmış fonksiyonel kapasite gibi birçok probleme
neden olur. Nakil sonrası dönemde, altta yatan hastalık tedavi edilse dahi
kas-iskelet sistemi disfonksiyonu, yorgunluk, fiziksel inaktivite ve immünsupresif
tedavi ilişkili metabolik bozukluklar devam edebilir. Bu dönemde tam anlamıyla
düzelmeyen yorgunluk, kas kuvveti yetersizliği ve azalmış aerobik kapasite hem
kısa hem uzun dönemde morbidite ve mortalite üzerinde belirleyici rol oynar.
Karaciğer
transplantasyonu öncesi ve sonrası dönemde uygulanan fizyoterapi ve
rehabilitasyon programları, hastaların yaşam kalitesini artırmak,
komplikasyonları azaltmak ve fonksiyonel bağımsızlığı yeniden kazandırmak
açısından kritik öneme sahiptir. Rehabilitasyonun hedefi; kardiyorespiratuar
kapasitenin geliştirilmesi, kas kuvvetinin korunması, yorgunluğun azaltılması
ve pulmoner komplikasyonların önlenmesidir.
Nakil
bekleme sürecinin uzunluğu göz önüne alındığında, preoperatif dönemde planlanan
egzersiz eğitimi, komplikasyon gelişimini azaltmada ve cerrahi sonrası
iyileşmeyi hızlandırmada önemli rol oynar. Preoperatif dönemde yapılan
değerlendirmeler (örneğin, kardiyopulmoner egzersiz testi, solunum fonksiyon
testi, solunum kas kuvveti) hastanın egzersiz kapasitesini ve
kardiyorespiratuar uygunluğunu belirlemek için gereklidir. Egzersiz reçetesi, bireyin
klinik durumuna göre aerobik, dirençli, denge ve esneklik egzersizlerini içerebilir.
Aerobik egzersizler haftada en az toplam 150 dakika, orta şiddette olacak
şekilde planlanmalıdır. Dirençli egzersizler, bir maksimum tekrarın %30–60’ı şiddetinde
uygulanmalı, kırılgan veya ileri sarkopenik hastalarda ise önceliklendirilmelidir.
Malnütrisyonun eşlik ettiği bireylerde fizyoterapi süreci, beslenme ve protein
desteğiyle eş zamanlı olarak yürütülmelidir. Egzersiz eğitiminde, enfeksiyon
riski ve varis varlığı dikkate alınarak bireyselleştirilmiş, güvenli
protokoller tercih edilmelidir. Varis kanaması riski olan bireylerde, kan
basıncında ani artışlara neden olabilecek egzersizlerden ve orta/yüksek
şiddetli solunum kas eğitiminden kaçınılmalıdır.
Postoperatif
rehabilitasyon, karaciğer transplantasyonunu izleyen ilk 24 saat içinde başlatılır.
Bu erken dönemde amaç; hastanın mekanik ventilatörden erken ayrılması,
bronşiyal hijyenin sağlanması, solunum işinin kolaylaştırılması ve ağrının
kontrol altına alınmasıdır. Bu fazda uygulanan başlıca yaklaşımlar; derin solunum
egzersizleri, etkili öksürük eğitimi, aktif eklem hareket açıklığı egzersizleri
ile erken ve kademeli mobilizasyondur. Taburculuk sonrası dönemde
rehabilitasyon, 12 haftalık gözetimli aerobik ve dirençli egzersiz programları
ile sürdürülmelidir. Egzersiz şiddeti, karvonen yönteme göre hesaplanan kalp
atım rezervinin %40–60’ı veya Borg skalasına göre 13–14 düzeyine denk gelen
efor algısı olarak belirlenmelidir. Dirençli egzersizler majör kas gruplarını
hedef almalı, bireyin yorgunluk düzeyi setler arasında değerlendirilmeli ve
aşırı yorgunluktan kaçınılmalıdır.
Egzersiz
danışmanlığı transplantasyon sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bireyler nakil
sonrası en geç bir sene içinde rehabilitasyona başlamalı, tercihen 1., 4., 8.
ve 12. aylarda düzenli olarak yeniden değerlendirilmelidir. Bu süreçteki uzun
dönem hedefler ise fiziksel aktivite alışkanlığını sürdürmek, yorgunluğu
azaltmak ve hastayı fonksiyonel bağımsızlığa ulaştırmaktır.
Karaciğer
transplantasyonu, son evre karaciğer yetmezliğinde yaşam kurtarıcı bir tedavi
olmasına rağmen, nakil öncesi ve sonrası dönemde görülen yorgunluk, sarkopeni,
azalmış fonksiyonel kapasite ve pulmoner komplikasyonlar hastaların yaşam
kalitesini önemli ölçüde etkiler. Bu nedenle fizyoterapi ve rehabilitasyon,
transplantasyon sürecinin her evresinde temel bir tedavi bileşeni olarak öne
çıkar. Bireye özgü olarak planlanan rehabilitasyon programları,
komplikasyonların önlenmesi, fonksiyonel iyileşmenin hızlandırılması ve yaşam
kalitesinin artırılmasında etkili rol oynar. Kardiyopulmoner rehabilitasyon
konusunda uzman fizyoterapistler, transplantasyon ekibinin aktif üyeleri olarak
bu hastaların uzun dönem sağ kalımına ve fonksiyonel bağımsızlığına önemli
katkılar sağlarlar.